Ekrem Dürüst kaç yaşında öldü ?

Abdulferit

Global Mod
Global Mod
Ekrem Dürüst kaç yaşında öldü? 1993 gecesinden bugüne uzanan bir hikâye

Ekrem Dürüst kaç yaşında öldü? Bir gazete kupürünün peşinden başlayan hikâye

Bir süredir eski gazete arşivlerini karıştırıyorum. Bazen tek bir isim, insanı hiç beklemediği bir dönemin içine çekiyor. Geçenlerde karşıma çıkan bir isim de Ekrem Dürüst oldu. İlk bakışta soru oldukça basitti: “Ekrem Dürüst kaç yaşında öldü?”

Fakat birkaç eski gazete sayfasını inceledikten sonra bunun yalnızca bir yaş hesabı olmadığını fark ettim. Çünkü Ekrem Dürüst'ün hayatı, 1980'li ve 1990'lı yılların Türkiye'sindeki iş dünyasından magazin kültürüne, futbol yöneticiliğinden aile hayatına ve toplumun intihar haberlerine bakışına kadar uzanan daha geniş bir hikâyenin parçasıydı.

Önce en net bilgiyi söyleyelim: Ekrem Dürüst, 1993 yılında 45 yaşında hayatını kaybetti. 10 Kasım 1993 tarihli Cumhuriyet arşivinde Dürüst açıkça “45” yaşında olarak belirtiliyor. Haberde ölümünün Küçük Çamlıca'daki evinde gerçekleştiği ve olayın ardından nedenine ilişkin kesin bir açıklama bulunmadığı aktarılıyor.

Ama gelin, o rakamın arkasındaki hikâyeye biraz daha yakından bakalım.

Bir ismin arkasında nasıl bir dönem vardı?

Ekrem Dürüst, bugün özellikle Alo ve Mintax markalarıyla hatırlanıyor. 1980'li yıllarda Türkiye'de tüketim alışkanlıklarının hızla değiştiği bir dönemde temizlik ürünleri sektörü de büyüyordu. Dürüst, bu ticari dünyanın öne çıkan isimlerinden biri oldu.

Dönemin ekonomik atmosferini bugünden anlamak kolay değil. Türkiye, 1980 sonrası liberal ekonomik politikaların etkisiyle yeni bir ticaret kültürüyle tanışıyordu. Markalar daha görünür hale geliyor, reklamlar gündelik hayatın içine daha fazla giriyor, büyük şehirlerde tüketim biçimleri değişiyordu.

Dürüst'ün adı yalnızca ticaretle de sınırlı değildi. Galatasaray yönetiminde görev alması, onu spor dünyasının da tanınan simalarından biri haline getirdi. 1992 tarihli Cumhuriyet arşivlerinde, Galatasaray yönetiminde bulunduğu ve futbol şubesinden sorumlu olduğu görülüyor.

Burada ilginç bir ayrıntı var.

O dönem spor yöneticiliği yalnızca tribünlerdeki heyecanla ilgili değildi. Yönetim kurullarında ekonomik hesaplar, teknik kadro kararları, transfer politikaları ve kulübün geleceğine ilişkin stratejiler tartışılıyordu.

Dürüst'ün 1992'deki bazı açıklamaları da onun yönetim meselelerine oldukça doğrudan yaklaştığını gösteriyor. Teknik direktör Mustafa Denizli konusunda yaşanan anlaşmazlıklar sırasında istifa edebileceğinin konuşulduğu dönemin gazetelerine yansımıştı.

Yani karşımızdaki kişi yalnızca bir marka sahibi değildi. Ticaret, spor ve dönemin İstanbul sosyal çevresi içinde görünür olan bir iş insanıydı.

Bir masa, iki farklı bakış ve aynı aile

Burada hikâyeyi biraz değiştirelim.

Bir aile toplantısını düşünün.

Masanın bir tarafında, yıllardır ticaret yapmış ve problemleri çözmek için hızlı kararlar almaya alışmış bir adam olsun. Önünde rakamlar, şirket hesapları, kulüp meseleleri ve gelecek planları dursun.

Karşısında ise aileden biri otursun ve bütün bunlardan önce “Herkes nasıl hissediyor?” diye sorsun.

Bu iki yaklaşımı kadın ve erkeklere ait değişmez özellikler gibi anlatmak doğru olmaz. İnsanların karakterleri cinsiyetlerinden çok deneyimleri, eğitimleri, sorumlulukları ve içinde bulundukları koşullarla şekillenir. Fakat hikâyeyi toplumsal açıdan düşündüğümüzde, dönemin erkek egemen iş kültüründe erkeklerden çoğu zaman “çözüm üretmeleri”, “güçlü durmaları” ve “stratejik davranmaları” bekleniyordu. Kadınlardan ise aile ilişkilerini korumaları, duygusal yükü taşımaları ve çevrelerindeki insanların ihtiyaçlarını gözetmeleri beklenebiliyordu.

İşte asıl ilginç nokta burada.

Bunlar birbirinin zıddı olmak zorunda değildi.

Bir kararın uygulanması için strateji gerekiyordu; fakat kararın insanlara etkisini anlayabilmek için empati gerekiyordu. Bir şirketi yönetmek için hesap yapmak önemliydi; ancak bir ailenin geleceğini düşünürken insanların duygularını hesaba katmak da en az o kadar önemliydi.

Ekrem Dürüst'ün ailesine ilişkin daha sonraki haberlerde eşi Gül Dürüst ve çocuklarının hayatına dair çeşitli bilgiler yer aldı. Örneğin oğlu Kerem Dürüst'ün 1979 doğumlu olduğu ve babasının ölümünde 14 yaşında bulunduğu aktarılıyor.

Bu küçük ayrıntı bile 1993'te yaşanan ölümün yalnızca bir gazete haberi olmadığını hatırlatıyor.

Bir insanın ölümü, geride kalanların hayatında yıllarca devam eden bir olaydır.

1993 gecesi: Haber bir anda nasıl değişti?

10 Kasım 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinin arşivine baktığınızda olayın oldukça soğuk bir haber diliyle aktarıldığını görüyorsunuz.

Habere göre Ekrem Dürüst, Küçük Çamlıca'daki evinde hayatını kaybetmişti. Gazete, ölümün intihar olarak değerlendirildiğini, olayın ardından kesin bir neden ortaya konulamadığını ve Dürüst'ün herhangi bir not bırakmadığının bildirildiğini yazıyordu. Aynı haberde yakınlarının da neden konusunda şaşkın oldukları görülüyor.

Bugünden geçmişe baktığımızda burada çok önemli bir ayrıntı görüyoruz:

İnsanlar her zaman başkalarının hayatındaki son kararı açıklayabilecek bütün bilgilere sahip değildir.

Bir insanın ekonomik durumunun iyi olması, ailesiyle sorunu bulunmaması veya dışarıdan başarılı görünmesi, ruhsal dünyasının bütününü açıklamaz.

Aynı şekilde, bir kişinin ölümünden sonra geriye dönük olarak kesin nedenler uydurmak da doğru değildir.

1993 tarihli haberin en dikkat çekici taraflarından biri de budur. Yakınları dahi olayın nedenini anlayamadıklarını söylüyordu. Dolayısıyla bugün “kesin olarak şu nedenle öldü” diye konuşmak, elimizdeki tarihsel verinin ötesine geçmek olur.

Bu noktada biraz durup düşünmek gerekiyor.

Sizce toplum olarak başarılı ve güçlü görünen insanlardan, onların zorlanmadığını varsayma eğiliminde miyiz?

Bir insanın maddi açıdan rahat olması, onun hayatındaki bütün sorunları ortadan kaldırır mı?

Gazetelerin dili bize ne anlatıyor?

Eski gazeteleri okumanın bana en ilginç gelen taraflarından biri, yalnızca olayları değil, toplumun olaylara nasıl baktığını da göstermesi.

1993'te bir intihar haberi bugünkünden farklı bir dille aktarılıyordu. Mahremiyet sınırları bugünün gazetecilik anlayışından farklıydı. Olay yerine gazetecilerin gidişi, aile yakınlarının tepkisi ve evin çevresinde yaşanan gerilim bile haberin bir parçası olabiliyordu.
 
Üst